beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ABD-İsrail, İran savaşı ve uluslararası sistem!

       ABD- İsrail’in İran’a saldırması aslında İran’ın Nükler silah ve bombalara sahip olması değildir. Amaç burada İsrail’in rahat etmesi ve Bölge hâkimiyetini sürdürüp genişlemek ve istediği ülkeye saldırıp topraklarına el koymasını sağlamaktır. Ayrıca ABD’nin Orta Doğu’da tetikçiliğini yapmasıdır…
       ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından sonra uluslararası sistemin tamamen neo-realist bir düzlemde olduğunun teyit edilmesi anlamına gelmektedir. Uluslararası ilişkiler disiplini teorisyeni John Merasheimer’e  göre sistem büyük güçlerin hegemonya mücadelesi çerçevesinde şekillenirken, çok kutuplu bir sistemde çatışmaların artması söz konusudur! 
       İran’da dini lider Hamaney’in ve 50’ye yakın önemli siyasi ve askeri sembolün öldürülmesi,  ABD ile İsrail’in hava harekâtları ve İran’ın misillemeleri gündeme geldi ama ABD anlaşma için ateşkes yaptı. İran’ın önde gelen sivil, askeri ve dini alanda sembol olan kimselerin son yıllarda ABD ve İsrail tarafından öldürülmeleri İran açısından büyük bir güvenlik zafiyeti, ancak bu zafiyetten de daha önemlisi savaş ve barış hukukuyla ilgili ihlallere dair bir tartışma konusu olmasıdır!
       Uluslararası sistem yukarıda bahsettiğim üzere tamamen büyük güçlerin güç mücadelesine dönüşmüş durumda! İran küresel bir güç değil ve bu bağlamda da ABD’ye tehdit olması da söz konusu değildir! Ancak İran’ın toplam ihracatının %40’ını Çin’e yapması Çin’in enerji ihtiyacını karşılamakta ve Çin’in dünya ticaretinde ve doğrudan yatırım konularında ABD karşısında rekabet edebilmesine olanak tanımaktadır. İran’ın en çok ithalat yaptığı ilk iki ülke arasında da Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin yer almaktadır!
       Bu veriler ışığında aslında İran’a yapılan saldırı, Hürmüz Boğazının ablukaya alınması, bir bakıma dolaylı yoldan Çin’in yaşam damarlarını kesmek anlamına gelirken, Rusya’nın da İran’da sürdürdüğü nükleer çalışmaları durdurma amaçlı olduğunu söylemek mümkündür…
       İran, İsrail, Rusya bu süreç içerisinde bölgesel güçler olarak dikkat çekerlerken, ABD ve Çin ise küresel güçler olarak bir savaşın doğrudan veya dolaylı olarak aktörleri olabilmektedirler. İsrail’e enerji alanında destek sağlayan önemli bir aktör olarak Azerbaycan’ı da burada anmadan geçemeyeceğim…
       Bir başka deyişle büyük güçlerin mücadelesi, çok kutupluluk ve çatışmacı bir uluslararası ilişkiler sistemi söz konusu olmaktadır.  Bu sitem içerisinde vesayet sistemi de mevcuttur…
       Günümüz uluslararası ilişkiler sistemi bizlere Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının öncesini, aynı zamanda Milletler Cemiyeti’nin işlevsizleştiği gibi BM de sıcak çatışma alanlarında işlevsizleştiğini göstermektedir. Bu işlevsizleşmenin temel nedeni ise ilgili çatışma bölgelerinde tarafların BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri olmasıdır, Buna gerek Suriye İç Savaşında gerekse Rusya-Ukrayna Savaşında da tanıklık etmiş bulunmaktayız…
       İran Bölgede büyük olma çabası içerisinde İsrail’e her zaman karşı çıkmaktaydı. Azerbaycan- Ermenistan savaşı sırasında ise İran, Azerbaycan’a destek vermek yerine Ermenistan’ı desteklemişti. Tabı bu durumlar akıllardan silinmedi. Rusya yanlısı ve Suriye’de PKK-YPG’ye destek verdiği gibi İran topraklarında PKK-YPG’nin diğer bir kolu olan PJAK’ı da barındırıp destek veriyordu. İran, Türkiye’ye
Karşı her zaman yüzüne gülüp arkasını döndüğünde Türkiye’yi sırtından ısırmaya devam etti. Türkiye ise İran’ı her platformda korudu ve kolladı…
       Tabi ki İran’ın bir komşu Devleti olması hasebiyle, İran yönetim kararını başka devletler değilde kendi halkının belirlemesidir. Kimsenin boyunduruğu altına olmamasıdır. Bu savaşın kazananı olmaz. Savaşın bitirilmesi ve herkes kendi sınırları içinde huzurlu yaşamına devam etmesidir…

 

Bu yazı 259 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum